Haber

ABD-Suudi nükleer anlaşması: Yeni bir silahlanma yarışı mı?

İran savaşının ortasında ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan yeni anlaşma, Ortadoğu’da nükleer silahlanma yarışı yaşanabileceğine ilişkin kaygıları artırdı. Başkan Donald Trump yönetimi, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer program oluşturmasına yardımcı olacağını ve iki ülkenin enerji bakanlarının bu konuda bir anlaşma imzaladığını açıkladı. ABD hükümeti, milyarlarca dolarlık anlaşmanın tam içeriğini ilk aşamada kamuoyuna duyurmadı. Ancak ABD basınına göre anlaşma, bölgede Şii ağırlıklı İran ile nüfuz mücadelesi yürüten Sünni krallıkta uranyum zenginleştirilmesinin önünü açabilir.

Gelişmeyi ilk duyuran “Wall Street Journal”, resmi imzadan önce anlaşmanın 30 yıl süreli olacağını yazdı. Habere göre ABD’li şirketler, Suudi Arabistan’ın nükleer altyapısının kurulmasında kilit rol üstlenecek ve yabancı rakipler devre dışı bırakılacak. Anlaşmanın temel hükümlerinden biri, ortak bir Amerikan-Suudi araştırmasının bu adımı gerekli bulması hâlinde ABD’li şirketlerin Suudi Arabistan’da bir uranyum zenginleştirme tesisi kurmasını öngörüyor.

Suudilerin nükleer planı ne?

ABD’nin açıklamasında, tamamlayıcı güvenlik denetimlerini düzenleyen ikili bir anlaşmanın da imzalandığı belirtildi. Ancak bu düzenlemenin somut olarak neleri içerdiği ilk aşamada açıklanmadı. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmaların en yüksek güvenlik standartlarını güvence altına alacağını ve nükleer silahların yayılmasını önleyeceğini vurguladı. Trump yönetimi ayrıca anlaşmanın Washington’a Suudi nükleer programı üzerinde nüfuz sağlayacağını ve teknolojinin askerî amaçlarla kullanılmasını engelleyeceğini savunuyor.

Suudi Arabistan’ın bilinen bir nükleer silah programı yok. Ancak ülke, Veliaht Prens ve fiilî yönetici Muhammed bin Selman döneminde nükleer enerjiden yararlanma planlarını yıllardır ilerletiyor. Bin Selman, ülkesinin nükleer silah edinmek istemediğini, ancak İran’ın böyle bir adım atması hâlinde “mümkün olan en kısa sürede” onu takip edeceğini defalarca söyledi. Tahran’ın sürekli reddettiği, İran’ın nükleer silah edinmeye çalıştığı iddiası, ABD yönetimi ve müttefiki İsrail tarafından Şubat ayı sonunda İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırıların başlatılmasının temel gerekçelerinden biri olarak gösterilmişti.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi Arabistan, nükleer enerjiyi uzun süredir enerji çeşitlendirme ve stratejik kapasite inşasının parçası olarak görüyor. Ancak bu hedefin uranyum zenginleştirme boyutuna taşınması, bölgede yeni güvenlik ve denetim tartışmalarını da beraberinde getiriyorFotoğraf: Win Mcnamee/Getty Images

Nükleer teknolojinin yayılması endişesi

Anlaşma şimdi incelenmek üzere ABD Kongresi’ne gönderilecek. Burada ciddi bir itirazla karşılaşabilir. ABD, nükleer teknoloji ihraç ederek ve Amerikalılar için yeni istihdam oluşturarak anlaşmadan ekonomik kazanç sağlamayı hedefliyor. Ancak çok sayıda Kongre üyesi, etkili nükleer teknolojilerin siyasi açıdan istikrarsız Ortadoğu’da yayılmasına karşı çıkıyor. Üstelik anlaşma, Suudi Arabistan’ın uzun yıllardır bölgesel rakibi olan İran ile savaşın sürdüğü bir dönemde imzalandı.

Bazı Kongre üyeleri, Riyad’ın insan hakları sicili ve Donald Trump yönetimi üzerindeki etkisi nedeniyle de Suudi Arabistan’a kuşkuyla yaklaşıyor. Bu nedenle anlaşmanın Kongre’deki inceleme sürecinin yalnızca teknik güvenlik önlemleriyle değil, ABD-Suudi ilişkilerinin siyasi boyutuyla da şekillenmesi bekleniyor.

Nükleer teknolojinin askerî amaçlarla kullanılmasını önlemek için uluslararası denetçilerin tesislere erişimi büyük önem taşıyor. Ancak ABD ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın böyle bir erişimi ne ölçüde güvence altına alacağı ilk aşamada belirsiz kaldı.

Suudi Arabistan, nükleer silahların yayılmasını yasaklayan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı (NPT) imzaladı. Riyad ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile nükleer silah üretimini denetimler yoluyla engellemeyi amaçlayan kapsamlı bir güvenlik anlaşmasına taraf. Ancak Suudi Arabistan, IAEA’nın ülkede gizli faaliyetlerin izlerini araştırmasına imkân verecek Ek Protokol’ü bugüne kadar imzalamadı.

“New York Times”, hükümet yetkililerine dayandırdığı haberinde Trump’ın anlaşma sırasında taviz vermek zorunda kaldığını yazdı. Habere göre Trump, uluslararası denetçilerin belirli tesislere erişmesini engelleyebilecek bazı koşulları kabul etti.


Muhammed bin Selman ile ABD Enerji Bakanı Chris Wright arasındaki temaslar, Washington ile Riyad arasındaki yakın enerji iş birliğini yansıtıyor. Ancak bu yakınlık, sivil nükleer iş birliğinin kapsamının genişlemesi hâlinde, Ortadoğu’da nükleer teknolojinin yayılması ihtimaline ilişkin kaygıları da güçlendiriyorFotoğraf: Alex Brandon/AP Photo/dpa/picture alliance

Çin ve Rusya’dan da teklifler

Suudi Arabistan, nükleer enerjiden yararlanma konusunda Çin ve Rusya ile de görüşmeler yürütüyor. Ülkenin Katar yakınlarındaki doğu kıyısında ilk büyük nükleer santralinin kurulması planlanıyor. Güney Koreli ve Fransız şirketlerin yanı sıra Çinli ve Rus firmalar da proje için teklif sundu.

Trump yönetiminin, Riyad ile yaptığı anlaşma sayesinde bu ülkelerin etkisini sınırlandırmayı umduğu tahmin ediliyor. Wright, geçen yıl Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette böyle bir anlaşma hakkında görüşmeler yürütmüştü. Konu, veliaht prensin kasım ayında Washington’da Trump ile yaptığı görüşmede de gündeme gelmişti.

BAE ve Türkiye nükleer silahlanmaya yönelir mi?

Suudi Veliaht Prensi, 2023’te verdiği bir röportajda ülkesinin ancak “güvenlik nedenleri ve Ortadoğu’daki güç dengesi” bakımından gerekli görülmesi hâlinde nükleer silah edinmeye yöneleceğini söylemişti. Bin Selman o dönemde, “Ama bunun yaşanmasını istemiyoruz” demişti.

Uzmanlar, Suudi Arabistan’a tanınacak imkânların Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ya da Mısır gibi bölgedeki başka ülkeleri de nükleer kapasitelerini artırmaya teşvik edebileceğinden endişe ediyor. ABD’deki Nonproliferation Policy Education Center’ın (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Politikası Eğitim Merkezi) Direktörü Henry Sokolski, kaygısını “Wall Street Journal”a şu sözlerle aktardı: “Bunun mutlu sonla biteceğini düşünmek gerçeklerden kopuk bir hayal.”

Suudi Arabistan, nükleer silaha sahip Pakistan ile güvenlik ilişkilerini de güçlendirdi. İki ülke, İsrail’in geçen yıl Katar’daki Hamas temsilcilerine yönelik saldırısının ardından, Suudi Arabistan’a Pakistan’ın programına erişim de sağlayabileceği belirtilen bir anlaşma imzaladı.


Suudi Arabistan’ın nükleer kapasitesini genişletmesi, bölgedeki güç dengesini de etkileyebilir. Uzmanlar, bunun Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri nükleer enerji programlarını hızlandırmaya ya da yeni iş birliklerine yönelmeye teşvik edebileceğini düşünüyorFotoğraf: Abdulla Al Neyadi/UAE Presidential Court via REUTERS

“Kendi kalesine atılmış gol”

İsrail, yıllardır bölgesel güç Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirmeyi umuyor. Trump’ın selefi Joe Biden döneminde bu konuda somut görüşmeler yürütülmüştü. Buna karşılık ABD’nin Suudi nükleer programına yardım etmesi ve yeni bir güvenlik anlaşması imzalaması gündemdeydi. Washington, geçmişte nükleer işbirliğinin koşulu olarak Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesini istiyordu. Ancak normalleşme görüşmeleri, 2023 sonunda Gazze Savaşı’nın başlamasıyla askıya alındı. Veliaht prens buna rağmen konuya ilgisini sürdürdü. “New York Times”a göre Trump, nükleer işbirliği planlarını artık Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması yönündeki taleplerden ayırdı.

Eski ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanlarından Aaron David Miller, anlaşmayı daha resmen duyurulmadan önce “kendi kalesine atılmış bir gol” diye nitelendirdi. Miller, bunun “ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önleme politikasının ihlali” ve Riyad’a verilmiş tehlikeli bir taviz olduğunu belirtti. Miller, en son ihtiyaç duyulan şeyin “kendi nükleer yakıt döngüsünü kontrol eden bir başka devlet” olduğunu vurguladı.

Ortadoğu uzmanı Rosemary Kelanic, anlaşmayı pek çok nedenle “korkunç bir fikir” olarak nitelendirdi. Kelanic, bu adımın “İran’ın nükleer programı üzerine yürütülen bir savaşın ortasında özellikle akıl dışı” olduğunu söyledi. Eski ABD Adalet Bakanlığı yetkilisi Michael Horowitz ise olası bir nükleer silah edinme girişimine karşı verilen güvenlik güvencelerinin “tamamen ikili düzeyde” olduğuna dikkat çekti. Horowitz’e göre bu güvenceler, Washington ile Riyad arasındaki ilişkilerin gelecekte nasıl gelişeceğine bağlı.

dpa / MÇ, HS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu